Lenfomalar (Lenf Bezi kanseri) -Lösemiler – Akut Lenfositik Lösemi

Maliyeti nedir?
Kordon kanı saklanması nispeten yüksek maliyetli bir uygulamadır. Tercih edilen laboratuvara göre dondurma işleminin ücreti 1500-2500 Amerikan Doları arasıda değişmektedir. Saklama ücretleri ise yıllık 90-100 Dolar civarındadır.

Kordon kanı kaç yıl saklanabilir ?
Türkiye’de şimdilik öngörülen saklama süresi 15 yıldır. Sağlık bakanlığı’nın 15 yılı öngörmesinin nedeni, şu ana dek yayınlanmış bilimsel verilerin 15 yıllık saklanmaya ait olmasıdır.

Kök hücre nakli ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir ?
Kök hücreler bebeğin ilerde geçirebileceği çeşitli hastalıklarda (lösemi, lenfoma, kan hastalıkları, kemik iliği hastalıkları, bazı kanserler..) kullanılabilir. Bunun dışında kardeşlerinde yada doku uyumu olan yakın akrabalarındaki hastalıklarda da kulanılabilir.

Bu hastalıklara örnek vermek gerekirse:
Lenfomalar (Lenf Bezi kanseri) -Lösemiler – Akut Lenfositik Lösemi – Akut Myelositer Lösemi – Akut Non-lenfositik lösemi – Kronik Myelisiter Lösemi – Miyelodisplazi Multipl myeloma Solid tümörler – Göğüs Kanseri – Beyin tümörleri – Ewings sarkoma – Over kanseri – Neuroblastoma Anemiler – Aplastik anemi – Fanconi anemisi İmmün yetersizlikler – Ağır Kombine immün yetersizlik (Severe Combined Immunodeficiency Disease) (SCID) – Kombine değişken immün yetersizlik (Combined Variable Immune Deficiency) (CVID) – Wiscott-Aldrich Sendromu (WAS) – Hemofagositik lenfohistiyositoz Kalıtsal metabolik bozukluklar – Hurler sendromu – Lökodistrofiler – Osteopetrosis
Birçok hastalık üzerinde ise çalışmalar devam etmektedir. Bu hastalıklardan bazıları : – İnme – Bazı otoimmün hastalıklar( diyabet, lupus, multipl skleroz) – Kalp hastalıları – Musküler distrofi – Neurolojik bozukluklar (ALS, Parkinson) – Kemik/kıkırdak hastalıkları

ilelerinde kemik iliği nakli gerektirebilecek

KORDON KANI BANKASI (SAKLANMASI) VE KÖK HÜCRE TEDAVİSİ
Bebeğin göbek kordonu plasenta (bebeğin eşi) aracılığıyla anne ve bebek arasında kan yani besin ve oksijen alış verişini sağlar. Doğumdan sonra bebeğin göbek kordonu kesilir ve göbek kordonunun kalan kısmı ile plasenta dışarıya kendiliğinden yarım saat içerisinde atılır. Bebeğin göbek kordonu kesildiken sonra kordon içerisinde kalan kana kordon kanı diyoruz, bu kanı özel yöntemlerle alıp saklama işlemine de “kordon kanı saklanması” yada “kordon kanı bankacılığı” diyoruz.

Kordon kanı kök hücre açısından oldukça zengindir. Kök hücreler insan vücudunda bulunan her türlü hücreye dönüşebilen ana hücrelerdir. Bu kök hücreler en çok bebeklikte bulunur ve yaş ilerledikçe sayısı azalır. Kök hücreler elbette sadece göbek kordonunda bulunmaz, bunun dışında kemik iliğinden ve damarlardaki kandan da elde edilerek çeşitli hastalıkların tedavisinde yıllardır kullanılmaktadır. Fakat en kolay ve fazla alınabileceği yer göbek kordonudur.

Bazı araştırmacılar sadece ailelerinde kemik iliği nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan çiftlerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunmaktadırlar. Diğer bazı araştırmacılar ise kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu alternatifi kullanmalarını önermektediler. İleride elde var olan kök hücrelerden yararlanılarak laboratuvar ortamında bunların farklı şekillerde kullanılabileceği olasılığı bu tür bir yaklaşımı desteklemektedir.

Kordon kanı nasıl alınır?
Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonu bağlanır ve içindeki kan özel bir sistem yardımı ile torba içine toplanır. Bebek yada anneye herhangi bir müdahale yapılmamaktadır. İşlemin anne yada bebeğe bir zararı yoktur. Toplanan kan 36 saat içinde laboratuvara gönderilir. Burada kanın içindeki kök hüreler ayrıştırılarak özel yöntemler ile dondurulur ve saklanır. Normal ya da sezaryen ile olan doğumlarda uygulanabilir. Ne kadar fazla kan toplanabilirse o kadar fazla kök hücre toplanmış demektir. Bununla birlikte yaklaşık 50-100 mililitre kordon kanı alınması yeterli olmaktadır.

Bebeğin başının önde olduğu durumların çoğunluğunda bebeğin yüzü

BEBEĞİN KAFASININ TERS DURMASI (OKSİPUT POSTERİOR)
DOĞUMDA BEBEĞİN KAFASININ ARKAYA DÖNÜK OLMASI
Doğumun gerçekleşmesinde en önemli kriterlerden birisi bebeğin duruş şekli, pozisyonu ve doğum kanalına giren kısmıdır. Doğumların yaklaşık %95’inde baş önde bulunur ve bebek doğum kanalına baş önde olacak şekilde girer. Doğumların yaklaşık %5’lik kısmında ise bebeğin makatı, ayakları veya gövdesi yatay olacak şekilde doğum kanalının girişinde bulunur.

Bebeğin başının önde olduğu durumların çoğunluğunda bebeğin yüzü annenin sırtına bakacak şekilde durur yani ön tarafta bebeğin kafasının arkası vardır. Bu normal kabul edilen baş geliş doğumdur ve oksiput anterior denir. Bunun tersi olursa yani bebeğin yüzü annenin karnına bakacak şekilde durursa bebeğin kafasının arkası annenin sırtına dönük olur ve buna oksiput posterior denir (malpozisyon). Doğumun başlangıcında bebeğin kafası çoğunlukla oksiput anterior dursa da oksiput posterior olması da normal kabul edilir çünkü doğum ilerledikçe kafa dönerek oksiput anterior pozisyonuna gelecektir. Nadiren bu dönüş olmaz ve bebeğin kafası oksiput posterior pozisyonunda kalır buna persiste oksiput posterior denir. Bunun tersi olarak doğumun başlangıcında normal oksiput anterior olarak duran kafa dönerek doğumun ileri evrelerinde oksiput posterior durumuna gelebilir. Bebeğin kafasının bu pozisyonlardan hangisinde olduğu parmak ile yapılan vajinal muayenede bebeğin fontanellerine (bıngıldaklara) bakılarak anlaşılmaktadır.

Oksiput posterior duruşun önemi doğumu zorlaştırmasıdır. Doğumun evrelerinin uzamasına sebep olur ve bazen vakum-forseps gibi müdahalelere neden olabilir veya sezaryen gerekebilir. Epizyotomi daha büyük olabilir ve doğum sırasında bazen makata kadar uzayan geniş yırtıklar oluşabilir. Ancak oksiput posterior duruş her zaman sezaryen gerektirecek bir durum değildir. Oksiput posterior pozisyonundaki bebekler normal doğumla da doğabilmektedir ancak doğumun ilerleyişine göre ve muayene bulgularına göre doktor gerekirse sezaryen kararı verebilmektedir.

Oksiput posterior duruş için risk faktörleri:
– Nulliparite (İlk doğum)
– Obezite
– Anne yaşının 35’ten büyük olması
– Gebelik haftasının 41 haftayı geçmesi
– Bebeğin doğum ağırlığının 4000 gr üzerinde olması
– Daha önce oksiput posterior doğum yapmış olmak
– Doğumun birinci ve ikinci evresinin uzaması
– Epidural analjezi